| Sık Sorulan Sorular
* Neden koşarken
dalağım şişiyor?
Dalağınızın şiştiğine inanıyorsanız acilen
doktora başvurmalısınız! Çünkü tamamen koşudan
bağımsız ve çok ciddi bir hastalığınız olmadığı
sürece dalağınız, karaciğeriniz vb. iç organlarınız
şişmez. Dalak şişmesi tamamen halk arasında
yaygın hurafelerden biridir. İnsan vücudunda
karaciğer gövdemizin sağında ve dalak solumuzda
yer alır. Ancak dalağının şiştiğini iddia
eden insanlara sorduğunuzda kimisi sol tarafının,
kimisi de sağ tarafının ağrıdığını söyler.
O zaman ne ağrımaktadır?
İnsan vücudu %100 olmasa da çok büyük oranda
savunma mekanizması ile çalışır. Vücudumuz
alışkanlıkları dışında bir durumla karşılaştığında
savunma mekanizmasını ve uyarı sistemini devreye
sokar. Örneğin ağrı olmasaydı insan farkında
olmadan kendisine çok ciddi zararlar verebilirdi.
Ağrı bir savunma ve uyarı mekanizmasıdır,
size durmanız gerektiğini hatırlatır.
Ağrıya rağmen koşmayınız!
Vücudumuz dinlenme halindeyken dolaşım sistemimiz
kanımızı iç organlarımıza ve uzuvlarımıza
eşit diyebileceğimiz bir oranda dağıtır. Ancak
mesela yemek yediğimiz zaman kanımız sindirimi
kolaylaştırmak için uzuvlarımızdan gövdemize
ve iç organlarımıza doğru çekilme eğilimi
gösterir. Bu nedenle yemek yedikten hemen
sonra spor yapmamalıyız. Benzer şekilde spor
yapmak için eyleme geçtiğimizde kan büyük
bir hızla uzuvlarımıza doğru giderek hareketlerimizi
daha güçlü ve efektif yapmamızı sağlar. Spora
yeterince ısınmadan başlarsak, çok hızlı ve
ani hareketler yaparsak, kanımız çok hızlı
ve dengesiz bir şekilde uzuvlarımıza hücum
eder ve gövdemizdeki kasları beslemek için
yeterince kan kalmaz. Kanımızın az olduğu
bölgeye oksijen az gidiyor demektir. Eğer
bir kasa kan yoluyla taşınan oksijen yetersizse
kasta ağrı yada kramp oluşur. Bazı insanlar
antrenmanlarının orta yerinde o ana kadar
olmayan bu ağrı ve krampları hissedebilirler.
Dikkat edilirse antrenman başlangıcından yarım
saat sonra ortaya çıkan bu ağrılardan hemen
önce ani ve dengesiz güç yada hız artırımı
yapıldığı tesbit edilebilir. Bazı insanlarda
karınlarının solunda, bazılarında sağında
ortaya çıkan bu ağrılar halk arasında ‘dalak
şişmesi’ olarak adlandırılır.
Ağrı ve krampları önlemek için, harekete
geçmeden önce yavaş ve dengeli bir şekilde
vücudunuzu ısıtmanız, antrenmanlara başladığınız
ilk günlerde (eğer kondisyon yönünden seçilen
antrenman programına göre yeterince iyi değilseniz)
ani hareketlerden kaçınmanız, gereğinden önce
antrenman miktarını ve süresini artırmamanız
gerekmektedir.
İnsan vücudu, hareket süresince gerekli enerjiyi
(besinlerde depolanmış enerjiyi) açığa çıkarmak
için iki farklı yöntem kullanmaktadır: Oksijensiz
(anaerobik) ve Oksijenli Solunum (aerobik)
Çizgili kaslarımızda bulunan hücreler normalde
Oksijenli Solunum yaparlar. Ancak
ortamda yeteri kadar oksijen yoksa bu hücreler
Oksijensiz Solunum’u da gerçekleştirebilir
ve enerji ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar.
Oksijene ihtiyaç duyulmadan gerçekleşen bu
yöntemde glikoliz reaksiyonlarından sonra
laktik asit oluşur. Çizgili kaslarda görülen
bu Oksijensiz Solunum tipine ‘Laktik Asit
Fermantasyonu’ denir.
Hücrelerde karbonhidrat, yağ ve proteinlerin
oksijen kullanarak parçalanması ve ATP sentezlenmesi
olayına ‘Oksijenli Solunum’ denir. Karbonhidratlar
monosakkaritlere, yağlar yağ asitleri ve gliserole,
proteinler amino asitlere dönüştürüldükten
sonra solunum tepkimelerine katılırlar.
Oksijen kullanılınca besinlerde depolanan
enerjinin büyük bir bölümü açığa çıkar. Çünkü
glikoz kendini meydana getiren bileşenlerine
tam olarak parçalanır. Oksijensiz Solunum’da
ise görece daha az enerji açığa çıkar. Çünkü
glikoz kendini meydana getiren bileşenlerine
tam olarak parçalanamaz.
Oksijenli Solunum’un devreye girmesi antrenman
yapan kişinin performansına bağlı olarak çeşitlilik
gösterir ve 7-15 dk. arasında bir zaman alır.
Antrenmana başladığımız andan Oksijenli Solunum’un
devreye girmesine kadar geçen sürede, kaslarımızı
yeterince oksijene doyuramayacağımız için,
ani ve hızlı başlanan antrenmanlarda sadece
karın kaslarımızda değil, vücudumuzun diğer
kaslarında da kramplar meydana gelecektir.
Antrenmanlarınız ilerledikçe ağrı ve kramplar
yok olacaktır.
* Ne kadar su içmeliyim?
Tüm organlarımızın sağlıklı çalışabilmesi
için kanımızın da sağlıklı olması gerekmektedir.
Kanın görevini yapabilmesi, tüm organlara
gerekli besin ve oksijeni taşıyabilmesi ne
kadar akışkan olduğuyla çok ilgilidir. Belki
duymuşsunuzdur, ‘Eğer susadıysanız, su içmek
için geç kalmışsınız demektir!’ diye bir halk
değişi vardır. Bu halk değişi doğrudur. Eğer
susadıysanız, vücudunuzdaki kanın işlevini
yapmasına gerek olan sıvı azalmış demektir
ve vücudunuz sizi uyarıyordur. Vücutta suyun
eksikliği ısı artışına sebebiyet vermektedir
ve bu sporcular için istenilmeyen bir durumdur.
Tüm gün bilgisayar başında oturarak çalışan
bir kişiyle, fiziksel aktiviteye dayalı olarak
çalışan bir kişinin su ihtiyaçları farklıdır.
Çünkü fiziksel aktiviteye dayalı olarak çalışan
kişi terleme yoluyla devamlı su kaybeder.
Aynı şekilde spor yapan kişi çok fazla sıvı
kaybedeceğinden suya (sıvıya) herkesten çok
ihtiyaç duyar. Eğer spor yapmayı düşünüyorsanız
spora başlamadan iki saat öncesinden sıvı
alımını artırmalısınız. Antrenmandan sonra
vücudunuz doyana kadar sıvı alımına devam
etmelisiniz.
Sıvı alımında dikkat edilecek en önemli konu,
antrenmana başlamadan kısa süre önce ve antrenman
esnasında aşırı sıvı almamaktır. En uygun
yöntem az ve sık sıvı alımıdır.
* Koşmadan önce yemek yenir mi?
Spora başlamadan önce beslenmek önemlidir.
Ancak gıdanın cinsi ve ne sürede sindirileceği
önemlidir. Eğer antrenmandan önce yeterince
beslenirseniz, vücudunuza gerekli enerjiyi
sağlamış olacağınızdan daha verimli antrenman
yapabilirsiniz. Öncelikle yediğiniz yiyeceğin
sindirilip kana karışmasına yetecek zamanı
vücudunuza tanımalısınız. Bu sebeple sindirimi
kolay besinler tercih etmelisiniz. Çiğ gıdalar
sindirimi en zor besinlerdir ve spor öncesi
mutlaka uzak durulması gerekir. Önemli konulardan
bir diğeri kan şekerinizi yavaş yükseltecek
(dolayısıyla yavaş düşecek) gıdalar tercih
edilmesidir. Çikolata gibi kan şekerinizi
çok hızlı yükselten gıdaların spor öncesi
yenmemesi gerekir. Eğer doğru beslendiyseniz
ancak vücudunuzu zorlayıcı bir çalışma yapıyorsanız,
istisnai olarak size destek olması için kan
şekerinizi hızlı yükseltecek gıdalar alabilirsiniz.
Spordan hemen önce yada antrenmanın ortasında
fazla miktarda besin yada sıvı alırsanız vücut
kan akış dengesi bozulur (Bkz. Cevap 1). Spor
yaptığınız süre boyunca kanınız uzuvlarınıza
daha çok pompalanacağından, iç organlarınızdaki
az miktarda kan bu organlarınızın sağlıklı
çalışmasına müsaade etmez ve çok ciddi sağlık
sorunlarına yol açabilir.
Antrenman sırasında vücuda ciddi miktarda
besin girişi, uzuvlardaki kanın iç organlara
gitmek istemesine neden olur. Bu durum hem
sakatlanma olasılığını artarır, hem de kalp
çok yorulur. Ciddi sağlık sorunlarına sebep
olabilir. Antrenmanı bitirirken yapılan hafif
koşu ve germe hareketleri vücuttaki kan dağılımının
dengelenmesine yardımcı olacaktır. Antrenmanlardan
en az yarım saat sonra, doyacak miktarda besin
ve sıvı alımı yapılması doğrudur. Ancak kan
şekeri çok düşmüşse, ağır olmamak şartıyla,
antrenmandan hemen sonra sıvı ve besin alımı
yapılabilir.
* Germe ve ısınma arasındaki fark
nedir?
Germe ve ısınma sporun temel iki unsurudur
ancak birbirinden farklı çalışmalardır. Vücut
bir makineye benzetilebilir, mekanik bir yapısı
vardır. Bu makinenin işlevini doğru yapabilmesi,
parçaların (kas- tendon vs.) ve bağlantı noktalarının
(eklemler) zorlamalara dayanabilmesi için
ısıtılması gerekir. Arabalarımızı çalıştırıp
(ısınma), hareket etmeden (antrenman) bir
müddet beklememiz aracımızın ömrünü uzatır
ve arıza riskini azaltır (sakatlanma). Antrenmana
başlamadan önce ısınmak hayati önem taşır.
Kan dolaşımını hızlandırmak (Bkz. Cevap 1)
kaslarımızın yırtılmasını ve kemiklerinizin
kırılmasını önleyecektir. Doğada da soğuk
cisimler zorlandıklarında daha olay kırılır
ancak ısıtılan cisimler çok kolay eğilir,
esner ve kolay kırılmazlar.
Isınma, eskiden germe hareketlerinden sayılan
ancak günümüzde germeye pek faydası olmadığı
bilinen dinamik hareketler ile (dizlerimizi
kırmadan, ritmik hareketlerle iki elimizi
yere değdirmeye çalışmak, kollarınızı iki
yana açıp kapamak vs.) yada çok yavaş koşarak
(hatta yürüyerek) yapılabilir. Isınma hareketlerine
çok yavaş olarak başlamalı ve dereceli olarak
şiddeti artırılmalıdır. Sabahları spor yapmak
insana daha zorlayıcı gelirken, akşam üzeri
spor yapmak (kaslar günlük hareketler sayesinde
sabah saatlerine oranla ısınmıştır) daha kolay
gelecektir.
Germe, bir kasın mevcut olan uzunluğunu ve
esnekligini artırmak için yapılan hareketlerdir.
10-15 dk.’lık bir ısınmanın sonrasında yapılan
germe hareketleri daha faydalıdır. Çünkü kas
3. sorunun cevabında bahsetiğimiz gibi soğukken
kırılgan bir yapıya sahiptir. Yeterince ısınmış
bir kas germeye hazırdır. Ancak uzun süreli
yapılan antrenmanlardan sonra zorlayıcı germe
hareketleri yapılmamalıdır. Çünkü bu durumda
kaslarda laktik asit (atık maddeler) birikmiş
ve kas esnekliğini kaybetmiştir.
Kas, binlerce lifin bir araya gelmesinden
oluşmuştur ve bu lifler kas boyunca uzanırlar.
Elinize onlarca kalın yün ipliğini alıp, her
iki ucundan sarkmayacak şekilde tuttuğunuzu
farz edin. Böylece bir kas modeli oluşturmuş
oldunuz. Bu ipleri yavaşça her iki yana doğru
çekin, iplerin uzadığını göreceksiniz. Aynı
şekilde kastaki her lif, ne kadar ince bir
yapıya sahip olursa olsun, belli oranda uzamaya
toleranslıdır ve uzayabilir. Germe hareketleri
vücudunuzdaki bir kası uzatıp 15-30 sn. arasında
bekletmek suretiyle yapılır. Germe hareketi
esnasında kasınızda aşırı bir yanma ve acı
hissetmemeye dikkat etmelisiniz. Esnekliğimiz
artıkça kaslarımızı daha uzun sürelerde ve
daha çok germemiz mümkün olabilecektir. Ancak
bu seviyeye gelebilmek için zaman ve sabır
gereklidir. Yeterince kasınızı ısıtıp, esnetmek
için germe hareketlerine başladığınızda, vücudunuz
savunma mekanizmasını devreye sokar. Yani
siz normal şartlarda 10cm olan kasınızı 11cm’e
uzatıp beklerseniz vücut ‘kasım zorlanıyor,
eğer lifleri gevşetip uzatmazsam yırtılacak’
der ve kasın uzamasına müsaade eder. Vücudun
bu savunma mekanizmasından yararlanıp kaslarımızı
esnetebiliyoruz. Esnek bir kas aynı zamanda
dayanıklıdır. Bir fırtınada gövdesi esnekliğini
kaybetmiş ağaçlar kırılır ve yıkılır. Oysa
gövdesi esnek ağaçlar ne kadar yana yatsa
ve darbeye maruz kalsa da kolay kolay kırılmazlar.
Kaslar ve kemikler birbirinin kardeşi gibidir
ve birbirlerini desteklerler. Vücudumuzun
iskeleti kaslarımız sayesinde ayakta durur,
kaslar da ancak iskeletimize tutunarak hareket
edebilir. Eğer esnek ve dayanıklı kaslara
sahip olursak, bir zorlanma ve darbe anında
kemiklerimizin kırılması zorlaşır. Çünkü zorlanma
anında kas esneyecek ve iskelet yapısına zorlanmadan
kaynaklanan basıncı en az seviyede yansıtacaktır.
Kemiklerin durumu da spor yapan kişi için
çok önemlidir. Kemiklerin mikroskobik görüntüsü
süngere benzer. Hayatında spor yapmamış bir
kişinin kemik yapısını hayal edelim. Diyelim
ki bu kişinin bacak kemiklerinden birinde
10 tane yapı taşı var ve bu günlük yaşamı
için kendisine yetiyor. Spor yapmaya başlayan
ve vücudunda spor yoluyla kemikler için bir
zorlama unsuru yaratan kişi, kemiklerinin
yapı taşlarında artışa sebep olur. Çünkü vücut
“beni zorluyorlar, eğer yapı taşlarımın sayısını
artırıp güçlenmezsem kolaycacık kırılacağım”
der. Hikmete bakın ki spor yapmak vücudunuzdaki
kalsiyum miktarını hiç bir besinin sağlıyamıyacağı
kadar çok artırır. Kalsiyum demek kemik demektir.
Özellikle ileri yaşlarda kemik erimesi çok
önemli bir sağlık sorunu haline gelmektedir.
Yaşlılığında spor yapan bir kişinin kemiğinde
20 olan yapı taşı sayısı 15’e düşerken, 10
adet yapı taşı olan bir kişininki 5’e düşer.
Dolayısıyla gençliğinde spor yapmayan insanların
kemikleri çok kırılgan ve kasları da esneklikten
yoksundur. Bu kişilerde ağrılar, sakatlıklar,
deformasyonlar vb. sorunlar saymakla bitmez.
Spor yapmak hem gençliğimizde, hem de yaşlılığımızda
yaşam kalitemizi hep üst düzeyde tutar.
* Herkes maraton koşabilir mi?
Sağlık durumunuz, performansınız müsait ise
ve antrenman programlarını düzenli uygularsanız
maraton koşabilirsiniz. Ancak antrenman performansınıza
göre 10km, yarı maraton (21km 100m) ve maraton
(42km 195m) yarışlarına kademeli olarak katılmanızı
öneririz.
Ciddi bir rahatsızlığı olmayan ve yaşı uygun
herkes yarı maraton ya da maraton koşabilir.
Halihazırda spor yapan bir kişi için gerekli
fiziki performansı sağlamak haftada 3-4 antrenmanla
geçirilecek 4 aylık bir süreç sonucunda mümkün
olacaktır. Spora yeni başlayan kişilerin öncelikle
vücutlarını spora hazır hale getirmek gerektiğinden
bu süre daha uzun olacaktır.
Maraton koşmak için gerekli antrenmanların
yapılmasının yanı sıra mental bir hazırlık
da gerekmektedir. Uzun koşuları tamamlayabilmek
için gereken irade mücadelesine mental olarak
iyi hazırlanmak ve stres seviyesini düşük
tutmak, uzun koşuların tamamlanmasında büyük
rol oynamaktadır.
Koşu antrenmanlarına katılmadan önce performans
ile ilgili, (kalp, kas, eklem, şeker ve benzeri)
tüm sağlık kontrollerinizi yaptırmayı ve uzun
mesafe koşulara katılmanızda sakınca olmadığını
belirten doktor onayını almayı unutmayınız.
* Koşmasam yürüsem olur mu?
Yürümek amacıyla AAO'na katılmanız ve maraton
yarışını dahi (yarış organizasyonunun açıkladığı
maksimum süre uygun ise) yürüyerek bitirmeniz
mümkündür. Antrenman programları sayfamızda
10km yürüyüş programı bulunmaktadır. Farklı
hedef mesafeleri yürüyerek bitirmek isteyen
katılımcılarımıza oluşumumuza başvurmaları
halinde antrenman programı hazırlanacaktır.
* Koşarken sıkılmamayı nasıl başarıyorsunuz?
Sohbet ederek, müzik dinleyerek, doğada
koşarken değişen mekanları ve perspektifleri
seyrederek, kendi kendimize şarkı söyleyerek
koşuyor, kendimizle yalnız kalıyor ve kişisel
konularımıza dolayısıyla kendimize düşünmek
için daha konsantre zaman ayırabiliyoruz.
Unutmayınız ki; uzun koşu yaparken sağlıklı
bir kalp atımı ritminde olduğunuzu anlamanın
en kolay yolu nefes nefese kalmadan sohbet
edebilmenizdir.
Koşu sporu çevreyi farklı bir gözle tanımak
için büyük bir fırsattır. İlk defa gidilen
bir şehirde ya da ülkede önceden belirleyeceğiniz
parkurlarda koşarak yerel şehir dokusunu ve
yöre insanlarının hayatlarını yakından görme
fırsatı yakalayabilirsiniz.
|