HİKAYELER
Koşu Hikayeleri
  Bağış Hikayeleri
 

Kayıtsız Kalmamak

Egemen Demircioğlu
15 Ocak 2008

1850’lerde İrlanda’da müthiş bir açlık oldu. İrlandalıların temel gıdası patatesti ve bir hastalıktan dolayı bütün ürün mahvolmuştu. Açlıktan ölümler milyonu buldu. Bu olay, insanlık tarihinin en büyük travmalarından biri oldu.

Felaketin travmaya dönüşmesinin nedeni, sadece çekilen acıların büyüklüğü değildi. O dönemde İngiltere’de katı bir liberal ideoloji hakimdi. ‘Patates ekerken bize mi sordunuz?’ gibilerinden bir tavırla hemen hemen bütün İngiliz halkı İrlandalıların çoluk çocuk açlıktan kırılmasını seyretti. (1)

İrlanda’nın trajedisi bir bakıma bir dönüm noktası oldu: Bir sürü insan “Bir daha asla böyle bir şeye izin vermeyeceğiz!” dedi. Anladılar ki, hiçbir ekonomik politika insandan daha önemli olamaz.

Artık bugün, ne zaman bir yerde acı çeken insanlar olsa, tüm dünya onlara yardım elini uzatmakla kendini yükümlü hissediyor.

Modern İnsan Bireyci; Ama Bencil Mi?

Modern toplum insanının hakkını yemeyelim. Adı bencile çıkmış çağdaş insan, eski dönemlerin insanlarına göre aslında çok daha duyarlı. Komşusu açken, çocuklarına bakamayan anneler varken, fiziksel engellerinden dolayı insanlar sıkıntı çekerken zenginliğin tadını çıkarmak birçok insanın içinden gelmiyor.

Hükümetler de çağdaş insanın bu ruh halini dikkate almak zorunda kalıyorlar. Ama devletin sosyalleşmesi sadece kamuoyunun baskısının ürünü değil: Artık “toplumsal bütünlük” diye çok önemli bir faktörün dikkate alınması gerektiğinin yöneticiler de bilincinde. Çünkü merhametsizliğin hüküm sürdüğü bir topluma hiç kimse kendini bağlı hissetmiyor. Fertlerinin acılarını, sıkıntılarını umursamayan toplum, parçalanıyor, “atomlarına ayrılıyor”, ortadan kalkıyor. (2)

Dahası, sosyal duyarlılığın hakim olduğu toplumda, vicdanı huzurlu insanlar daha üretken oluyorlar; işlerini anlamlı buluyorlar; hamamböceklerinin ortasında yapayalnız olduklarını değil, hemcinsleri ile beraber yaşadıklarını hissediyorlar; bunun tadını çıkarıyorlar. Manevi güzellikleri, estetiği, sanatı, tabiatı keşfediyorlar, yaratıcılıklarını geliştiriyorlar.

Hep Beraber Kendisi Olmak

Hem bireyselliğin önem kazanması, hem de topluma karşı sorumluluk duygusunun artması, bir çelişki mi? Bence hiç değil; çünkü bireysellikle toplumculuk şahane bir şekilde bir araya gelebiliyor.

İşte en güzel örnek: Yardım Koşuları!

Yardım koşularında herkes kendisi için koşuyor; kendi kendine koyduğu hedefi gerçekleştirmek için koşuyor; hatta icabında dereceye girmek, birinci olmak için koşuyor ama herkesle beraber koşuyor. Maratonu paylaşmaktan zevk alıyor. Üstelik, yardım topluyor, bu paylaşımla toplumsal bütünlüğe katkıda bulunuyor. (3)

Yardım İçin Verilen Her Kuruş Anlamlı

Yardım, Ahmet’in Mehmet’e acıyıp da verdiği bir para değildir. Toplumun temel ihtiyaçlarından birine, toplumsal bütünlük ihtiyacına, toplumsal vicdanın rahat etmesi ihtiyacına verilen bir cevaptır.

Ne mutlu ki bir takım insanlar, yaratıcılıklarını kullanıp, “Yardım Koşusu” gibi hem insanın en doğal güdüsü olan özgürlük ve bireyselliğini koruyup, hem de toplumuyla kaynaşma arzusunu tatmin eden bir etkinlik bulmuşlar. (4)

------------------------------------------------------------------------------------------------------

1- O kadarla kalmadı; İngiltere’de oturan toprak sahipleri kira sözleşmelerini çatır çatır uyguladılar ve kiralarını ödeyemeyen köylüleri sokağa attılar. O da yetmedi; İrlanda’da üretilen tahılları, silahlı birliklerin koruması altında açlıktan ölmekte olan insanların gözleri önünde taşıyarak ithal etmekte hiç sakınca görmediler. O insanlara hiçbir karşılık gözetmeden, sırf insan oldukları için yardım elini uzatanlar oldu tabii. Özellikle de Quaker’ları onlar arasında saymak gerekir. Ama Protestan olma karşılığında Katolik İrlandalılara yardım edip, hayır yapayım derken insanlığın kara kitabına bir sayfa daha ekleyenler de oldu.
Kaynak: The Irish Famine, Peter Gray

2- İşte onun içindir ki, fabrika kapatılacaksa, işsiz kalacakların ne olacağı, yaşlıların hayat şartları düşünülüyor, engellilerin hayatta herkesle eşit şansa sahip olmasına özen gösteriliyor, herkesin sağlık hizmetinden yararlanması sağlanmaya çalışılıyor. Gelişmişlik bakımından en ileri ülkelerin sosyal yardım konusunda da en ileri olmaları bence “toplumsal bütünlüğün” siyasi faktör olarak önemine kanıt teşkil ediyor. Tabii kapitalist toplumun sosyalliği konusunda çok farklı düşünceler var ama sanıyorum kesin olan şu ki; bugün hiçbir toplum bu tip meselelere karşı eskisi kadar kayıtsız kalamıyor. Toplumsal bütünlüğü her ülke kendi sosyal yapısına, geleneklerine göre sağlamaya çalışıyor. Merkezi gelenekten olan Fransa’da, devlet gelirlerinin %30’lara 40’lara varan oranı “yeniden dağıtıma”, yani devlet eliyle kişilere yardıma (işsizlik yardımı, çocuk yardımı, eğitim yardımı vs.) ayrılıyor. Özellikle kişisel girişim geleneğinin hakim olduğu Amerika’da özel bağış (Charity) daha güçlü. Geleneksel toplumlarda, aile, aşiret vs. dayanışması ön plana çıkıyor.

3- Maratondaki hep beraber kendisi olmak fikrini “Rien du tout” adlı Cédric Klapisch’e ait bir filmden aldım. Filmin sonunda çok hoş bir de koro sahnesi var: herkes ‘ben’ diyor ama bunu hep birlikte müthiş bir armoniyle yaparak şahane bir müzik ortaya çıkarıyorlar.

4- İkinci bir yazıda, bunun devamı olarak, neden geleneksel dayanışmanın bugün süren şekillerine (aile, cemaat, aşiret vs.) göre, kişinin hangi topluluğa üye olduğuna bakılmaksızın kullanılmak üzere yardım toplamanın daha iyi olduğuna dair ve yardım toplama ve dağıtmanın yapılış şeklinin de son derece önemli olduğuna dair fikirlerimi sunmayı arzu ediyorum. Yakında yazacağım.

 
 
© 2007 Adım Adım BİZE ULAŞIN!  info@adimadim.org