HİKAYELER
Koşu Hikayeleri
  Bağış Hikayeleri
 

Ormanın Güzel İnsanları

Egemen Demircioğlu
10 Kasım 2007

Biz her Cumartesi sabah saat 8.30’da Kurdoğlu Pastanesi’nde buluşur Belgrad Ormanları’na koşmaya gideriz.*

O yüzden Cumartesi benim en önemli günümdür. Hatta bütün haftayı Cumartesi’ye 2 gün kaldı, 1 gün kaldı diye geçiririm.

Her seferinde bu hafta orman nasıl olacak acaba diye merak eder, heyecan duyarım. Gözüm bazen belli insanları arar; sevinme ve hayal kırıklığını o saatlerde gayet yoğun yaşarım.

Önce sohbetler biraz aksar, frekanslar tutmaz. Çünkü herkes aynı modda gelmemiştir.

Kalkar ormana gideriz. O arada tatlı bir araba paylaşımı olur. Arabasızlar kendilerini hiçbir zaman çaresiz hissetmezler.

Koşunun başlarında vücut da biraz aksar; bacaklar kalkmaz. Sonra yavaş yavaş vücutla beraber sohbet de ısınır. Frekanslar yaklaşmaya başlar. Bir süre sonra vücut istim tuttuktan sonra artık tutsanız da durmaz. Eşanlı olarak, o anlarda, daha o sabah tanıştığınız insanlarla bile kırk yıllık dost havasına girmeye başladığınızı görürsünüz.

Koşu başlangıçlarında bir zamanlar Damla’nın “çok yavaş koşuyoruz arkadaşlar” diye tatlı telkinini hiç unutmam. Bu sıradan görünen sözlerde aslında büyük felsefe vardır. “Her şey önemlidir” ve “hiçbir şey önemli değildir” diye birbirinden güzel iki hayat felsefesi prensibi o ortamda o sözlerle bir araya gelir. Yani, koşmak; haftasonu, karda yağmurda, sabahın köründe ormana gidecek kadar önemlidir; ama kendini parçalayacak, arkadaşlarını geride bırakacak vs. kadar da önemli değildir.

Biz eskiden hemen hemen her seferinde uzun tur koşardık. Yani, parkurdan çıkar ormanın derinliklerine girer, çok zorlu bir rampayı çıkar, sonra bir müddet daha koşup parkura dönerek turu tamamlardık. Bu tur, birçoğumuz için komando talimi gibi bir şeydi. İyi koşucular o anlarda katiyen gruptan kopmazlardı. Rampanın sonuna gelen durur, yerinde sayarak vs. geride kalanları beklerdi. Hatta en iyi olanlar, mesela Ahmet Özmine ve Ahmet Gürel, geriye ileri gider gelir “arkayı kollarlardı”. Ben o anlarda onları, iyi manada, çobanlarım, kendimi de kuzu olarak görürdüm. Yani, koruma, gözetme anlamında. Hıristiyanlardaki anlamda.

Ben ormana ilk geldiğimde, 500 m koşar gibi yapar bırakırım demiştim. 6 km koşmayı hayal bile edemezdim. Sevgili Gül, daha ilk gün bana 6 km’yi koşturdu. Dünyanın en hoş tatlı sert antrenörüydü. İlk defaya mahsus parkurun zorlu rampasını yürümeme izin verdi. Bir daha ona da izin vermedi.

Bir sabah buluşmasında, pastanede kuzu kuzu beklerken poğaça yiyeceğim tuttu. Poğaça yediğimi gören Gül “tıkınma!” şeklinde çok tatlı bir ikazda bulundu. Daha yeni tanışmıştık o günlerde. Hayatımda duyduğum en tatlı sözlerden biridir.

Ormanın güzelliğini anlatmaya edebiyat gücüm yetmez. Zaten ormanın cahiliyim. Onun ne şahane bir şey olduğunu hissedebiliyorum, ama neden öyle olduğunu anlamıyorum, anlatamıyorum. Ağaçların çok uzun süredir orada duruyor olması; her mevsim aynı şeylerin tekrarlanması; yaprakların dökülmesi, sonra çiçeklerin açması, bana heyecan verir.

Biz pek fark etmeyiz ama, iki lafımızdan biri ormandır. Bugün orman nasıldı? Ormana gidiyor muyuz? Faruk, Fransız karısına, bizden bahsederken gayet doğal bir şekilde kendiliğinden “orman insanları” veya “ormancılar” gibi bir tabir kullanmıştı (“les gens de la forêt” diye). Grubumuzu, yaptığımız şeyi tarif etmek gerektiğinde ilk aklımıza gelen şey ormandır. Evet, Dalyan’da da koşarız, Bebek sahilde de koşarız, spor salonuna da gideriz, ama ormandan vazgeçemeyiz. Bizi orman birleştirir. Bize her hafta o şahane coşkuyu, sevinci, güzel duyguları ve gerçekten sevgiyi orman yaşatır. O bütün mütevazılığıyla bütün bu mutluluğumuzu borçlu olduğumuz şeydir. Kaya gibi durur; sırtımızı ona dayarız. Ne olursa olsun ona gittiğimiz zaman yine birbirimize bağlanacağımızı, sevgi, dostluk, kardeşlik gibi klişe lafların ormanda bizler arasında yüzde yüz gerçek haline geleceğini biliriz.

Ben kendimi ormana borçlu hissediyorum. Hepimiz onun sayesinde "Güzel İnsanlar" ** oluyoruz.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
* Grubun ya da grubun yahoo grubunun adı bu yüzden 8.30K’dır.
** "Güzel İnsanlar" çok eskiden bir film adından esinle gruba takılmış addı. Haklı olarak çok eleştirilmiştir; insan kendi kendine güzel der mi diye. Ben o güzelliğin var olduğunu ama bize ait olmadığını, ormanın bize ihsanı olduğunu düşünüyorum.

 
 
© 2007 Adım Adım BİZE ULAŞIN!  info@adimadim.org