| ‘Yavuz Bey, Çizdirdiniz
Karizmayı !’
Yavuz Eroğlu
10 Ocak 2008
Bir gün işim aracılığı ile tanıdığım ancak
sonradan çok iyi arkadaşım olan hizmet tedarikçimizden
bir e-posta aldım. Bu e-posta Adım Adım Oluşumu’nu
anlatıyordu.
2007 senesinde tamamen amatörce başlayan
koşu merakımı önce yurt içinde iki yarımaraton
(Antalya ve Tarsus) ve daha sonra yurt dışında
Köln Maratonu’nu koşarak devam ettirdim.
Almanya’da koştuğum Köln Maratonu sırasında
özellikle sosyal yardım konularında yapılan
organizasyonlar çok hoşuma gitti ve benzer
organizasyonların neden Turkiye’de de yapılmadığını
merak ettim. Adım Adım Oluşumu’nu anlatan
e-postayı alınca, tam da düşündüğüm oluşumun
kurulmuş olduğunu gördüm. Oluşumun bir parçası
olmak, vaktim ve imkanlarım elverdiğince destek
olmak istedim.
Koşmak insanın doğasında mevcut, kuşun uçması,
balığın yüzmesi gibi, sağlıklı her insan doğduktan
bir süre sonra koşma yeteneğine sahip olur.
Çünkü koşmak en temel ihtiyaç ve dürtülerimizden
biridir. Bebek dünyaya gözlerini açtığında
yatıyordur ve savunmasızdır. Sonra sürünerek
yol almaya başlar. Daha sonra emekler, yürür
ve nihayetinde koşar. Dünya ile bağları da
aslında bu sürecin aşamalarıyla birlikte kökleşir.
İnsanoğlu türünün devamını ve medeniyeti koşma
yeteneği sayesinde kurmuş dersek inanın abartmış
olmayız. Koşmak, yaşama bağlanmak ve yaşıyor
olmayı, sağlıklı olmayı kutlamaktır bir anlamda.
Diğer tüm spor dallarının temelidir koşmak.
Ama benim için koşmak spordan da öte, bir
ihtiyaç !
Son bir sene içerisinde amatörce ilgilendiğim
koşu sporunun birçok farklı olumlu yönünden
bahsedebilirim sizlere. Ama bahsetmeyeceğim
!
O gün koşmak çok daha farklı bir şekilde
bana fayda sağladı...
Finans sektöründen çok değer verdiğimiz misafirler,
yapılacak bir anlaşma öncesinde, gerekli verileri
yerinde görmek ve detayları incelemek üzere
firmamızı ziyarete gelmişlerdi. Toplantının
amacı firmamız finans uzmanlarıyla, anlaşma
yapmak istediğimiz misafir kuruluşun teknik
elemanlarının gerekli verileri değerlendirmesi
ve neticesinde firmamızın rating’ini (derecelendirmesini)
oluşturması idi. İşin ilerleyişi ile ilgili
iki taraf içinde önemli bir toplantıydı. Gerekli
çalışmalar tamamlandıktan sonra, misafirlerimizle
birlikte, uluslararası panelistlerin de katıldığı,
çevre konulu bir seminere birlikte gitmeye
karar verdik.
Toplantının başarılı geçmesinden dolayı memnun
olmuştum. Yöneticisi olduğum firmamızın prestiji
ile örtüşmesi açısından kullandığım lüks SUV
sınıfı araca siyah, gayet ciddi iş takım elbiseleri
içindeki ben ve dört misafirimiz yerleştik.
TEM otoyolundan İstanbul’a doğru yola çıktık.
Başarılı geçen toplantı sonrası mutluluk hepimizin
dilini çözmüştü, arabada yoğun ve eğlenceli
ancak iş ciddiyetini koruyan, mesafeli bir
muhabbet dönmeye başladı. Gözüm arabanın göstergelerini
bile görmemiş olmalı ki; TEM’in en süratli
yerinde aracın yavaşlamaya başladığını hissettim...
Ve durduk!
Misafirler önce birbirlerine sonra bana baktılar.
Allah’ım küçük bir rezalet yaşıyordum, benzin
bitmişti !
Bir gün önce aracı şöförümüz ile bir göreve
gönderdiğimi hatırladım. Demek ki şöförümüzün
benzin alma konusundaki dalgınlığı, benim
yol boyunca misafirlerimizle muhabbet etmekten
benzin göstergesini kontrol etmemem üstüste
gelmiş ve böyle bir sürpizle sonuçlanmıştı.
TEM otoyolunun kenarında, emniyet şeridinde
duruyorduk. Yanımızdan diğer arabalar, daha
da fenası kamyonlar, tırlar hızla geçiyordu.
Yardım öneren olmadığı gibi kornaların ötmesi
de cabasıydı.
Hava yağmurluydu, misafirler önemli ve ciddi
iş insanlarıydı, TEM acımasızdı, üstelik hep
birlikte semineri kaçırmak üzereydik. Yol
kenarında, benzin istasyonlarından uzak ve
benzinsiz kalakalmıştık.
Hiçbirşey olmamış gibi ‘Sizden bir süre beklemenizi
rica ediyorum.’ diyerek arabadan indim. Bagajı
açtım, takım elbisemin ceketini çıkarıp, koşarken
kullandığım yağmurluğumu giydim. Misafirlere
dönüp kısa sürede döneceğimi söyleyip, onların
şaşkınlıklarından yararlanarak koşmaya başladım.
Yaklaşık yarım saat sonra elimde bir bidon
dolusu benzinle TEM’in kenarından koşarak
geri dönüyordum.
Yaptığım dikkatsizliği, koşu sayesinde minumum
rahatsızlıkla çözmüş ve sonradan öğrendiğim
kadarıyla misafirlerimizin takdirini bile
kazanmıştım. Çünkü misafirlerimiz aracımız
durduğunda yaşanan probleme şaşırmış, belki
de bozulmuşlar ancak neticede işletme sahibinin,
takım elbisesi üzerine yağmurluğunu giyip
otobanda, yüksek sayılabilecek tempoda koşarak,
yarım saat gibi bir sürede, sorunu çözmesine
şahit olmuşlardı. Üstelik antrenmanlarım sayesinde
yorulmamış, seminere de yeterli enerji ile
katılmış ve günü güzel bir şekilde tamamlamıştım.
Yaşanan bu olay ekipteki arkadaşlarla aramızda,
tatlı bir anı olarak kaldı ve bizi birbirimize
daha da yakınlaştırdı. Hatta bir bayan misafirimiz
kendini tutamayıp, şakayla karışık: ‘Yavuz
Bey, çizdirdiniz karizmayı !’ dediğinde hepimiz
kahkahalarla güldük.
Koşunuz !
Koşmak, aracınızın benzin sorununu mu çözer,
sizi bir beladan mı kurtarır, Ahmet Bey’in
(Ahmet Nazif Zorlu) dediği gibi hastane hastane
koşmaktan mı kurtarır, dost mu kazandırır,
sizin veya sevdiklerinizin hayatını mı kurtarır
bilemem...
Ama, kesin olarak bildiğim bir şey var:
Hayatın her döneminde ve her an koşmaya hazır
olmak lazım !
|